14. Hukuk Dairesi 2016/16459 E. , 2020/5121 K.
'İçtihat Metni'
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
Davacı vekili tarafından, davalı aleyhine 08/09/2014 gününde verilen dilekçe ile harici satış sözleşmesine dayalı tazminat talebi üzerine yapılan duruşma sonunda; davanın reddine dair verilen 10/05/2016 günlü hükmün Yargıtayca incelenmesi davacı vekili tarafından istenilmekle süresinde olduğu anlaşılan temyiz dilekçesinin kabulüne karar verildikten sonra dosya ve içerisindeki bütün kağıtlar incelenerek gereği düşünüldü:
_ K A R A R _
Dava, harici satış sözleşmesine dayalı tazminat istemine ilişkindir.
Davacı vekili, müvekkili ile davalı arasında adi yazılı şekilde düzenlenen 12.01.2004 tarihli taşınmaz satış vaadi sözleşmesine göre davalının 622 parsel sayılı taşınmazda annesi ...'ın ölümü halinde kendisine intikal edecek 1/8 payı müvekkiline satmayı taahhüt ettiğini, satış bedeli olarak kararlaştırılan 7 milyar ETL'nin davalıya nakden ve peşinen ödendiğini, müvekkilinin taşınmazı teslim aldığını ve ekip biçmeye başladığını, davalının annesinin 15.03.2011 tarihinde öldüğünü öğrenmeleri üzerine tapuda devir işleminin yapılması için davalıya 13.12.2013 tarihli noterlik ihtarnamesinin gönderildiğini, ancak davalının edimini yerine getirmediği gibi taşınmazın da dava dışı üçüncü kişilere devredildiğini ileri sürerek fazlaya ilişkin hakları saklı kalmak kaydıyla taşınmazdaki dava konusu payın rayiç bedelinden şimdilik 35.000,00TL'nin ihtarname tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle birlikte davalıdan tahsilini talep ve dava etmiştir.
Davalı cevap dilekçesinde, davacı ile aralarında 12.01.2014 tarihli sözleşmeyi yaptıklarını ve karşılığında sözleşmede kararlaştırılan bedeli aldığını, ancak annesi ...'ın kendisinden ve kardeşlerinden habersiz taşınmazdaki payını üçüncü bir şahsa sattığını, bunun üzerine mağduriyetini gidermek için davacıya 350 kg zeytinyağı verdiğini, davacının taşınmazı kullandığı iddiasının doğru olmadığını, aralarında yaptıkları sözleşmenin de geçersiz olduğunu belirterek davanın reddini savunmuştur.
Mahkemece, tüm dosya kapsamından davacının ya da onun adına başka bir kimsenin taşınmazda fiili kullanımının olmadığının anlaşıldığı, bu nedenle davalıya ödediği paranın iadesini isteyebilecek ise de davalının satışını vadettiği pay tapu maliki ... tarafından 01.04.2004 tarihinde dava dışı Muhammet Güldal'a devredildiğinden pay devrinin de bu tarihte imkansız hale geldiği ve TBK'nun 146. maddesi uyarınca bu tarihten itibaren dava tarihine kadar 10 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile davanın reddine karar verilmiştir.
Hükmü, davacı vekili temyiz etmiştir.
Bilindiği üzere; zamanaşımı, kanunda belirtilmiş olan süresi içinde talep ve dava edilmemiş alacakların özüne dokunmamakla beraber “dava edilebilme vasfını kaybetmesi” sonucunu doğuran bir süre geçimidir. Hak düşürücü süreden farklı olarak zamanaşımında, borç sona ermemekte ve fakat dava edilebilme olanağı kalmamaktadır. Diğer taraftan, hak düşürücü sürenin varlığını hakimin kendiliğinden (re’sen) gözetmesi gerekirken, zamanaşımının varlığı def’i olarak ileri sürülürse dikkate alınabilir (BK m.140). Dolayısıyla, zamanaşımı borçluya sadece bir def’i hakkı verir. Buna da zamanaşımı def’i denilmektedir.
Davanın açıldığı tarihte yürürlükte bulunan 6100 sayılı HMK'nın 319. maddesi uyarınca savunmanın genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı cevap dilekçesinin verilmesiyle başlayacağından, zamanaşımı def'i cevap dilekçesi ile ileri sürülmelidir.
Cevap dilekçesinde zamanaşımı def'i ileri sürülmemiş ya da süresi içerisinde cevap dilekçesi verilmemişse, 6100 sayılı HMK'nin 141/2. maddesi uyarınca zamanaşımı def'i ancak davacının açık muvafakati ile ileri sürülebilir. Başka bir ifadeyle, süresi geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı def'inin geçerli olabilmesi için davacı tarafın bu hususa açıkça muvafakat etmesi gerekir. Aksi taktirde zamanaşımı def'i dikkate alınmaz.
Somut olaya gelince; davalının yasal süresi içerisinde mahkemeye sunduğu 02.10.2014 tarihli cevap dilekçesinde zamanaşımı def'ini ileri sürmediği, daha sonra davalı vekili tarafından sunulan ikinci cevap dilekçesinde ileri sürülmüş ise de davacı vekilince zamanaşımı süresinin dolmadığından bahisle itiraz edildiği, dolayısıyla süresi geçtikten sonra ileri sürülen zamanaşımı def'ine davacı tarafın açık muvafakatinin bulunmadığı anlaşıldığından mahkemece, işin esasına girilerek tarafların tüm delilleri toplanıp değerlendirildikten sonra oluşacak sonuca göre bir karar verilmesi gerekirken, zamanaşımı süresinin dolduğundan söz edilerek davanın reddine karar verilmesi doğru görülmemiş; bu nedenle hükmün bozulması gerekmiştir.
SONUÇ: Yukarıda açıklanan nedenlerle davacı vekilinin temyiz itirazlarının kabulü ile hükmün BOZULMASINA, bozma nedenine göre sair temyiz itirazlarının şimdilik incelenmesine yer olmadığına, kararın tebliğinden itibaren 15 gün içinde karar düzeltme yolu açık olmak üzere 17.09.2020 tarihinde oy birliğiyle karar verildi.
14. Hukuk Dairesi 2016/16459 E. , 2020/5121 K.
-
- Benzer Konular
- Cevaplar
- Görüntüleme
- Son mesaj
-
- 0 Cevaplar
- 19 Görüntüleme
-
Son mesaj gönderen Ictihat
-
- 0 Cevaplar
- 9 Görüntüleme
-
Son mesaj gönderen Ictihat
-
- 0 Cevaplar
- 17 Görüntüleme
-
Son mesaj gönderen Ictihat
-
- 0 Cevaplar
- 5 Görüntüleme
-
Son mesaj gönderen Ictihat
-
- 0 Cevaplar
- 17 Görüntüleme
-
Son mesaj gönderen Ictihat
-
- 0 Cevaplar
- 13 Görüntüleme
-
Son mesaj gönderen Ictihat
-
- 0 Cevaplar
- 7 Görüntüleme
-
Son mesaj gönderen Ictihat
-
- 0 Cevaplar
- 44 Görüntüleme
-
Son mesaj gönderen Ictihat
-
- 0 Cevaplar
- 9 Görüntüleme
-
Son mesaj gönderen Ictihat
-
- 0 Cevaplar
- 19 Görüntüleme
-
Son mesaj gönderen Ictihat