8. Hukuk Dairesi 2020/2972 E. , 2020/6157 K.

Kilitli
Kullanıcı avatarı
İctihat
Mesajlar: 681327
Kayıt: 30 Mar 2021, 02:46

8. Hukuk Dairesi 2020/2972 E. , 2020/6157 K.

'İçtihat Metni'
MAHKEMESİ :Asliye Hukuk Mahkemesi
DAVA TÜRÜ : Tapu İptal Ve Terkin

Taraflar arasında görülen ve yukarıda açıklanan davada yapılan yargılama sonucunda Mahkemece verilen davanın kabulüne dair kararın davacı Hazine vekili ve davalı vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Dairenin 05.03.2020 tarihli ve 2016/16803 Esas, 2020/2233 Karar sayılı ilamı ile onanmasına karar verilmişti. Davalı vekili tarafından süresinde kararın düzeltilmesi istenmiş olmakla dosya incelendi gereği düşünüldü:
K A R A R
Dosya muhtevasına, dava evrakı ile tutanaklar münderecatına ve Yargıtay ilâmında açıklanan gerektirici sebeplere göre yerinde olmayan ve HUMK'un 440. maddesinde yazılı hallerden hiçbirisine uymayan karar düzeltme isteminin REDDİNE, anılan Kanunun 442. maddesi uyarınca (6100 Sayılı HMK'nin Geçici 3. maddesi gereğince 1086 Sayılı HUMK'un 427 ila 454. maddeleri yürürlükte bulunduğundan) takdiren 450,00 TL para cezasının karar düzeltme isteyenden alınarak Hazineye irad kaydına ve 113,30 TL peşin harcın red harcına mahsubuna, 13.10.2020 tarihinde oy çokluğuyla karar verildi.

(Muhalif)
KARŞI OY
Davacı Hazine vekili, davalıya ait Yenimahalle Deniz Sahili mevkii 1 ada 2 parsel sayılı taşınmazın kıyıda kalan kısmının iptaline karar verilmesini talep ve dava etmiş, Mahkemece yapılan yargılama sonucunda davanın hak düşürücü süre yönünden reddine karar verilmiş, hüküm davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 20.01.2010 tarihli ve 2009/12794 Esas, 2010/350 Karar sayılı kararı ile hükmün esasına ilişkin temyiz itirazları reddedilerek hüküm yargılama gideri ve vekalet ücreti yönünden bozulmuş, davacı vekilinin karar düzeltme talebi reddedilmiştir.
Mahkemece, bozma ilamına uyularak, yeniden davanın hak düşürücü süre yönünden reddine, davacıdan harç alınmasına yer olmadığına,yargılama gideri ve vekalet ücretinin davalıdan alınıp davacıya verilmesine karar verilmiş, hüküm, davacı vekili tarafından temyiz edilmiştir.
Yargıtay 1. Hukuk Dairesinin 07.02.2011 tarihli ve 2010/13218 Esas, 2011/1037 sayılı kararı ile 6099 sayılı Yasa hükümleri gözetilmek suretiyle bir değerlendirme yapılarak yargılama giderleri ve avukatlık ücreti konusunda bir karar verilmek üzere hüküm bozulmuş, davacı vekilinin karar düzeltme talebi üzerine Anayasa Mahkemesinin 12.05.2011 tarihli, 2009/31-77 sayılı kararı ile hak düşürücü süreye ilişkin hükmün iptal edildiği, iptal hükmünün yürürlüğe girdiği, 10.03.1969 tarihli ve 1/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında belirtildiği üzere iptalin kesin şekilde çözüme bağlanmış uyuşmazlıkları etkilemeyeceği, henüz anlaşmazlık hali devam ediyorsa iptalin kapsamına gireceği, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından sonra, Mahkemece verilen ret kararının doğru olduğunun söylenemeyeceği, işin esası hakkında 28.11.1997 tarihli ve 5/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararı doğrultusunda değerlendirme yapılmak suretiyle karar verilmek üzere hükmün bozulduğu Mahkemece bozma ilamına uyulduktan sonra görevsizlik kararı verildiği, hükmün davacı vekili ve davalı vekili tarafından temyizi üzerine Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 15.06.2015 tarihli ve 2015/11120 Esas, 2015/13244 Karar sayılı kararı ile görevsizlik kararının bozulmasına karar verilmiş, Mahkemece bozma ilamına uyularak davanın kabulüne 404, 43 m2'lik kısmın kıyı kenar çizgisi içerisinde kalması nedeniyle tapu kaydının iptali ile sicil kaydının tapu kütüğünden terkinine karar verilmiş, hüküm taraf vekillerince temyiz edilmiş, Yargıtay 8. Hukuk Dairesinin 05.03.2020 tarihli ve 2016/16803 Esas, 2020/2233 sayılı karar ile onanmasına karar verilmiş, davalı vekili karar düzeltme talebinde bulunmuştur.
Mahkemece verilen davanın hak düşürücü süre yönünden reddine ilişkin ilk karar Yargıtay 1. Hukuk Dairesince hükmün esasına ilişkin temyiz itirazları reddedilmek suretiyle onanmıştır. Karar düzeltme talebi de reddedilmiştir.
Her ne kadar Mahkeme hükmün onanan kısmı yönünden de bozmadan sonra verdiği kararda yeniden hüküm kurmuş ise de, bu usuli bir hata olup, sonuca etkili değildir ve yok hükmündedir. Hükmün onanan kısmı kesinleşmiş artık kesin hüküm haline gelmiştir. Kesin hüküm, hükmü veren mahkeme de dahil olmak üzere bütün mahkemeleri bağlar. Kesin hüküm kamu düzenine ilişkin olduğundan, tarafların iradesine tabi değildir.
Hukuki güvenlik ve yargıya güven kesin hüküm ilkesi ile sağlanır. Hukuki güvenlik ilkesi hukuk devleti ilkesinin olmazsa olmaz koşulu olup, mevcut emredici hukuk kurallarının herkese eşit şekilde ve düzgün bir şekilde uygulanmasını da içeren bir ilkedir. T.C. Anayasası'nın 2. maddesi’nde Cumhuriyetin nitelikleri sayılırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir hukuk devleti olduğu vurgulanmıştır. Hukuk devleti kişilerin hukuki güvenliğini sağlayan bir devlettir.
Hukuki güvenlik ilkesi, herkesin bağlı olacağı hukuk kurallarını önceden bilmesi, tutum ve davranışlarını buna göre güvenle düzene sokabilmesi anlamına gelir. Hukuk devleti hukuk kurallarının onu koyanlar da dahil olmak üzere, her kişi ve kuruluşu bağlamasını ifade eder. Hukuk devleti kavramının özünü devlet organlarının hukuka bağlılığı yani, yönetimin eylem ve işlemlerini hukukun içinde kalarak yerine getirmesi oluşturmaktadır.
T.C. Anayasası 36. maddesi “Herkes ….. adil yargılanma hakkına sahiptir.” hükmünü içerir. Türkiye’nin de taraf olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin adil yargılanma başlığı taşıyan 6. maddesinde “Herkes …. davasının ….. hakkaniyete uygun …… olarak görülmesini istemek hakkına sahiptir.” denilmektedir.
Adil yargılanma hakkının en önemli alt kavramlarından birisi, silahların eşitliği ilkesidir. Yargılamada taraflar arasında adil, hakkaniyete uygun bir denge kurulması gerekir.
Anayasa’nın 2. maddesiyle benimsenen hukuk devletinde, hukuki güvenliği sağlayan bir düzen kurulması asıldır. Böyle bir düzende devlete güven ilkesi vazgeçilmez temel unsurlardandır. Hukuk devletinde yasama, yürütme ve yargının hukuka bağlı olması gerekir. Yargısı hukuka bağlı olmayan bir devlette vatandaşların kendilerini güvencede hissedebileceklerini söylemek mümkün değildir.
Hukuk devletinde bireyler devlete güven duyabilmeli aynı şekilde devlet de bu güveni vatandaşa verebilmelidir.
Kesin hükme saygı uluslar arası hukuk düzenine özgü hukukun genel ilkelerinden biri olarak da kabul görmektedir. Eğer bir hukuk sistemi içerisinde yargının verdiği ve bağlayıcı olan bir kesin hüküm işlevsiz bir duruma getirilmiş ise adil yargılanma hakkının sağladığı güvencelerden söz edemeyiz.
Somut olayda, Mahkemece verilen ilk karar esas yönünden, Yargıtay 1. Hukuk Dairesince onanarak kesinleşmiştir. Kesin hüküm gücü kazanan bir kararın, bozmaya konu edilmesi ve Mahkemece esas yönünden yargılama yapılıp karar verilmesi kamu düzenini bozacak bir sonuç yaratır. Mahkemece esas yönünden verilen ret kararı daha önce onanıp kesinleştiğine göre, yeniden esasa yönelik yargılama yapılıp karar verilmiş olması doğru değildir. Bu durum, uluslararası hukuk düzeninde kabul görmüş ilkelere, T.C Anayasası'nın 2. maddesinde belirtilen hukuk devleti ilkesine, hukuki güvenlik ilkesine, adil yargılanma hakkına aykırılık teşkil eder. Devlete ve yargıya güveni ciddi bir şekilde sarsar. Açıkladığım nedenlerden dolayı Mahkemece davanın hak düşürücü süre yönünden reddine ilişkin verilen karar temyiz itirazları reddedilmek suretiyle kesinleştiğinden, Mahkemece esasa ilişkin yeniden yargılama yapılıp karar verilmesi doğru olmadığından sayın çoğunluğun karar düzeltme talebinin reddine ilişkin görüşlerine katılmıyorum.

Kilitli
  • Benzer Konular
    Cevaplar
    Görüntüleme
    Son mesaj

“2020 Yılı Kararları” sayfasına dön